Wordpress Themes
Eki 31

Linux Windows’a benzemiyor!”

Linux’un babası Torvalds’ın “Linux Windows’a benzedi” sözüne en sert tepki bakın kimden geldi.

Red Hat CEO’su Jim Whitehurst, daha önce Linux gittikçe Windows’a mı benziyor? haberiyle aktardığımız, Linus Torvalds’ın görüşlerine karşı çıktı.
Whitehurst, Red Hat’ın şirket konferanssında Torvalds’ın görüşlerine karşılık verdi. Whitehurst’a göre Linux büyüyor ve özellikler açısından zenginleşiyor. Ona göre sistemin şişmesi, ancak kimsenin istemediği özelliklerin eklenmesiyle gerçekleşiyor.

“Linux büyümeye devam etti ve kullanılışlılığı genişlemeye devam ediyor. İnsanların istediği işlevler ekleniyor. Linus ile yorumu hakkında konuşmadım. Ben bunu şişme olarak görmüyorum. Şişme ve fazlalık, kimsenin istemediği özellikleri eklemeye başladığınızda ortaya çıkar. Linux kullanıcılarının doğası katılımcı olmalarıdır. Linux’un büyüdüğünü düşünüyorum ama bunun insanların istediği özelliklerle gerçekleştiğini ve başkalarından farklı olarak modüler bir şekilde gerçekleştiğini düşünüyorum. Bu büyümeyi olumlu görüyorum” diyen Whitehurst, olaya Linux’un babasından farklı bakıyor.

Eki 31

Sabit disklerde USB 3.0 devri resmen başlıyor.

Sabit disklerde USB 3.0 devri resmen başlıyor: İşte USB 3.0 destekli 2 TB’lık depolama canavarı.

Japon depolama birimi üreticisi Buffalo, DriveStation HD-HXU3 ile 2 TB kapasite sunan ilk USB .30 destekli sabit diski sunuyor.
Buffalo harici diskin 1 ve 1,5 TB’lık sürümünü de sunmak istiyor. Her üç model de parlak cilalı kasa tasarımı ve Superspeed arabirimiyle (USB 3.0) beraber geliyor; fakat USB 2.0 standardıyla da geri uyumlu. Her ne kadar geri uyum söz konusu olsa da diskler ancak USB 3.0 ile 125 MB/s veri aktarım hızına çıkabiliyor.

Güncel PC’ler ve notebook’lar USB 3.0 desteği sunmadığı için Buffalo, sisteminizi USB 3.0 arabirimiyle genişletmeniz için PCIe kartı IFC-PCIE2U3′ü de sunuyor.

Buffalo DriveStation HD-HXU3 Kasım 2009′dan itibaren temin edilebilecek. Üretici fiyat hakkında henüz bir bilgi vermedi.

Eki 31

Nokia, Samsung, Toshiba ve Sony el sıkıştı…

Nokia, Samsung, Toshiba ve Sony el sıkıştı: Yakında ceplerde yeni bir giriş görürseniz şaşırmayın.

Cep telefonlarının yetenekleri her geçen gün artıyor ve artık yeni nesil teflonlarda yüksek çözünülürlüklü görüntüleri desteklemek mümkün. Bununla ilgili tek sorun, daha önce teknoloji dünyasında defalarca karşılaştığımız format sorunu. Ceplerde HD konusundaki format sorununu çözmek için bu kez Nokia, Samsung, Toshiba, Sony ve Silicon Image ortak çalışma kararı aldılar.

Bu dev üreticiler cep telefonlarının kendi aralarında veya PMP ya da HD TV’lerle iletişim kurmalarını sağlamak için bir endüstri standardı geliştirmeye karar verdiler. Bu yeni standardı geliştirirken iki önemli konu göz önünde bulunduruluyor. Bunlardan ilki tüm telefonlar ve bağlantı kurulacak cihazlar için kullanılabilir olması ve ikincisi ince cep telefonları üretilmesine engel olmaması.

Bu amaç için bir endüstri standardı geliştirilmesi güzel ama hali hazırda var olan HDMI, DisplayLink ve yakında kullanılmaya başlanacak Light Peak varken dördüncü bir bağlantı yöntemine ne kadar ihtiyaç olduğu da tartışılır…

Eki 31

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesinin (NASA) uzay aracı Messenger, Merkür (Utarit) ile dünkü üçüncü buluşmasında, bu Güneş’e en yakın gezegenin 1500 civarında yeni fotoğrafını çekti.

Messenger programının baş sorumlusu Washington’daki Carnegie Enstitüsünde görevli bilim adamları, Merkür’e 230 kilometre uzaklıktan geçen ve saatte 19 bin kilometre hızla yol alan Messenger’ın kamerasının, yavaşlayarak gezegenden bir önceki geçişi sırasında göze çarpan krater ve jeolojik oluşumlara odaklanacağını belirttiler.
Johns Hopkins Üniversitesi Uygulamaları Fizik Laboratuvarından araştırmacılar da Merkür’ün yakınından geçiş sırasında özellikle biri 145 kilometre, diğeri 20 kilometre genişliğinde iki krater ve çevrelerindeki açık renkli toprağı inceleyeceklerini kaydettiler.

Bilim adamları, Merkür’ün yer çekiminin etkisiyle hızı saatte 6 bin kilometreye düşen uzay aracının, gezegenin bir kuyruklu yıldızın kuyruğuna benzeyen ince atmosferinin kalsiyum ve sodyum ile diğer atomlarını da inceleyeceğini ifade ettiler.

Merkür programının yöneticileri, 14 Ocakta ilk kez Merkür’ü ziyaret eden Messenger (Mercury Surface, Space Environment, Geochemistry and Ranging) uzay aracının geçen yıl 8 Ekimde de krater dolu gezegene 200 kilometre sokularak, binlerce resim çektiğini ve önemli miktarda veri ile görüntüyü Dünya’ya gönderdiğini açıkladılar.

Amerikan Mariner 10 uzay aracının 1974 ve 1975′te Merkür’ün yarısına yakınını fotoğrafladığını, Messenger’ın da Ocakta gezegenin yüzde 20 ve Pazartesi günü yüzde 30′dan fazlasını görüntülediğini ifade eden bilim adamları, ellerinde Merkür’ün yüzde 95′inin görüntüsü bulunduğunu ve ilk kez bu gezegenin global görünüşünü inceleme olanağı bulduklarını kaydetmişlerdi.

NASA’nın 2004 yılı Ağustos ayında uzaya fırlattığı Messenger, ilk ziyaretinde olduğu gibi ikincisinde de Merkür’ün karanlık yüzüyle ilgili bilgi toplamış, gezegenin yüzeyi, toprağının bileşimi, dinamik manyetosferi (güneşten gelen hızlı parçacıkların oluşturduğu plazma akımının, gezegenin manyetik alanının etkisiyle saptırılarak engellendiği bölge) ve atmosferini incelemişti.

Merkür’ün Güneş’e en yakın gezegen olması, Güneş’in şiddetli çekim gücü, aşırı sıcaklık ve yüksek radyasyon nedeniyle zor bir görevde bulunan Messenger, bu gezegene 3. ve son ziyaretini yaptı. Bu ana dek Amerikan uzay aracı, Güneş’in çevresini 15 kez dolaştı ve 8 milyar kilometre yol katetti. Uzay seyahatine devam edecek olan araç, 2011 Martında son kez uğrayacağı Merkür’ün yörüngesine girip, orada kalacak.

Yolculuğu sırasında motorlarının yanı sıra Merkür’ün yer çekimi etkisini de tramplen gibi kullanan Messenger uzay aracı, şimdiye dek gezegenle ilgili yüz binlerce GB’yi aşkın veri gönderdi.

Büyüklük olarak 8. sırada yer alan, Güneş’in çevresini 88 günde dönen ve Güneş’e yakınlığı dolayısıyla kavrulan Merkür’e ziyareti sırasında elektronik ve gözlem araçları ”oda sıcaklığında” çalışması için bir koruyucu kalkanın altında bulunan Messenger uzay aracı, 300 dereceyi aşan bir sıcaklıkla karşı karşıya bulunuyor.

Eki 31

Çin, 3 boyutlu yüksek çözünürlükte ay haritası çıkardı. Şinhua ajansı, Çinli uzmanların “dünyanın en kapsamlı” ve ayrıntıların görülebildiği 3 boyutlu ay yüzeyi haritasını tamamladıklarını duyurdu.

Ay yüzeyinin tamamını kapsayan haritanın fotoğraf ve videolarının “Çang-ı 1″ adlı ay araştırma mekiğinde bulunan kamera tarafından çekildiği bildirildi.
Çin Harita ve Ölçeklendirme Akademisi öğretim üyelerinden olan ve çalışmayı yapan uzman ekibin lideri Liu Şienlin, harita sayesinde ayın oluşumu, ay jeolojisi ve ayın gelişimi hakkında daha derinlemesine çalışmalar yapılabileceğini belirterek, “Bu çalışma, ay araştırmalarında yapılacak yeni çalışmalar için köşe taşı niteliğindedir” dedi.

Ay’ın yüzeyine 500 metre mesafeden aldığı kayıtlarla net görüş imkanı sağladığı belirtilen mekik, Çin tarafından Ekim 2007′de gönderilmişti.

Eki 31

Neden kadınlar erkeklerden daha çok ağlar, neden korku filmleri bu kadar korkunçtur ve neden ağrı gerçekten de aklımıza saplanıp kalır? Tüm bunların cevabı bir kitapta bir araya geldi ve beynimizde neler olduğunu ortaya koymak için misyonunu üstlendi.
Kadınlar duygusal anlamda erkeklere göre neden daha hassas? Kalp krizi sırasında neden insanın kolu ağrır ya da bazı insanlar neden paranormal güçlere sahiptir? Bunların cevabı, beyin üzerine yazılan bir kitapta saklı.

Rita Carter tarafından kaleme alınan ‘The Brain Book’ (Beyin Kitabı) insan beynini masaya yatırarak açıklanması zor sorulara cevap arıyor.

Yetişkin insan beyninde 100 milyardan fazla sinir hücresi olduğunu ve bunların karmaşık süreçler yarattığını söyleyen kitap, beyinde acıyı hisseden bölgenin büyüklüğü ve barındırdığı sinir hücresi kişiden kişiye değiştiği için, kişilerin acı eşikleri de farklı olduğunu söylüyor.

Kalp krizi öncesi kolda uyuşma ve acı duyma da beyin tarafından kişiye bir uyarı göndermek amacıyla yapılıyor.

NEDEN KORKU FİLMLERİNDEN KORKARIZ?
Vücudun kendini koruma hissi, korku filmi izlerken korkmanın en büyük nedeni aslında. Görülen korkunç durum bir tehdit olarak algılanıyor ve suratın şekli de buna göre bir hal alıyor. İnsan, tehlikeyi daha iyi görebilmek için gözlerini ‘faltaşı’ gibi açıyor, tehlikeye hazır olabilmek için refleksler hazır hale geliyor.

KADINLAR NEDEN DAHA DUYGUSAL?
Kadın beyninin duyguları, konuşma ve sanat yeteneğini kontrol eden sağ bölümü erkeklere göre daha iyi çalışıyor. Bu kadınları daha fazla empati sahibi, duygusal ve daha iyi konuşmacı yapıyor. Erkeklerin daha az konuşmasının ve duygularını konuşarak ifade ederken zorlanmasının sebebi bu.

ASLA HİÇBİR ŞEYİ UNUTAMAZSINIZ
Anılar ve yaşanılanlar insan beyninin içine hükmeder. Bunlardan biri unutulsa bile, diğerleri hep kalır. Ancak şiddetli bir çarpma ve büyük bir yaralanma sonucunda hafızayı yitirmek mümkün.

“BU BANA DAHA ÖNCE DE OLMUŞTU”
Dejavu, benzer hissi ya da olayı tekrar yaşamak anlamına gelir. Yaşanılanlar sanki daha önce de yaşanmış gibidir. Carter’a göre, ‘deja vu’ da beynin bir oyunu. Buna göre beyin daha önce yaşanan bir olaydan küçük bir parça da bulsa o olayı hatırlayıp, aynısı olduğu yanılgısını hissettiriyor.

Rita Carter’ın kitabı Amerika’da şu sıralar çok satanlar arasında yer alıyor.

Eki 31

Birden fazla internet sayfasından toparlanan içerikleri birleştirerek yazabilen HP Akıllı Web Baskısı, ekrandakinden farklı çıkan internet baskıları devrini de bitiriyor.HP Akıllı Web Baskısı, kullanıcılara internet sayfalarını istedikleri şekilde yazdırma olanağı sunarak, kağıt ve mürekkep masrafını azaltıyor.
HP Akıllı Web Baskısı, baskıda kontrolü kullanıcıya veren HP Akıllı Tercih işlevi ile metin, resim ve grafik gibi Web sayfası içeriklerini istenilen sırayla basma olanağı sunuyor. Birden fazla İnternet sayfasından toparlanan içerikleri birleştiren HP Akıllı Web Baskısı sayesinde kullanıcılar, yalnızca istedikleri içerikleri yazdırarak; kâğıt ve mürekkepten harcamasından tasarruf sağlıyor.

Yeni yazılım ayrıca, Microsoft Internet Explorer 6.0 üzerinden Web sayfaları basabilirken, sıkça rastlanan sorunları otomatik olarak giderebiliyor. HP Akıllı Web Baskısı, Web sayfalarını standart sayfa boyutuna (A4) göre ayarlayarak sayfa kenarlarında eksiklik olmasını engelliyor. Yazılım, son sayfada birkaç satırdan oluşan kısımları önceki sayfaya aktarıyor ve böylece kâğıt israfı önleniyor.

Akıllı Web Baskısı nasıl çalışıyor?

HP Akıllı Web Baskısı, dijital bir kırpma defteri oluşturulmasına imkân tanıyarak, seçilen metin ve grafiklerin burada toplanmasını sağlıyor.

İçerikler bu özel belgeye aktarıldıktan sonra, metin yeniden düzenlenebiliyor ve boyutlanabiliyor. İçerik istenilen şekle geldiğinde ise HP Akıllı Web Baskısı, değişiklikleri koruyarak dokümanı PDF dosyası haline getiriyor. Web sayfası çıktısını kâğıt genişliğine göre otomatik olarak ölçeklendiren HP Akıllı Web Baskısı, beklenmedik sonuçlarla karşılaşma riskini ortadan kaldırıyor.

Eki 31

Teknolojide, ‘yenilikçi’ felsefeyle ortaya çıkarılan gelişmeler pek çok kişi tarafından kolayca benimseniyor. Ancak, birbiri ardına eklenen yeni uygulamalar tahminden daha çok sayıda kullanıcı tarafından ‘korkutucu’ bulunuyor.
Son yapılan bir araştırma, yeni teknolojiye ‘Evet’ diyenlerin yüzde 48′inin bir cihazın kurulumu ya da çalıştırılması için yardım istediğini ortaya çıkarttı. İnternet ve teknolojinin insanların yaşamını nasıl etkilediği yönünde araştırmalar yapan Pew Internet Derneği, hatırı sayılır ölçüde kişinin cep telefonu ya da internet bağlantısının kurulması gibi konularda yakın çevrelerinin yardımına başvurduklarını ortaya çıkarttı.

Pw İnternet Derneği’nin, Direktör Yardımcısı John Horrigan, araştırmanın, Amerikalıların, teknolojiye yatkın olmadıklarını ortaya çıkarttığını söyledi. Araştırma raporuna göre, geçtiğimiz yıl kullanıcıların pek çoğu cihazlarında karşılaştıkları sorunlar dolayısıyla teknik destek telefonlarını meşgul ettiler. Masaüstü ve dizüstü bilgisayar kullanıcılarının yüzde 39′u, geçtiğimiz 1 yıl içerisinde en azından bir kez bilgisayarlarının çalışmadığını belirtirlerken, cep telefonu kullanıcılarının yüzde 29′u da cihazlarının en azından 1 kez kendilerini yarı yolda bıraktığını ifade ettiler.

John Horrigan, araştırmanın, cihaz üreticilerinin bu gibi durumlara karşı kullanıcılarını daha iyi bilgilendirmeleri gerektiğini ve cihazlar üzerinde çeşitli iyileştirmeler yapılmasının şart olduğunu gösterdiğini söyledi. Kullanıcıların, cihazlarla ‘mücadele’ etmelerinin onun kullanımını düşüreceğine dikkati çeken Horrigan, kullanıcıların pek azının öğrenmeye azimli olduğunun ortaya çıktığını ifade etti.

Sorunla karşılaşan kullanıcıların yüzde 38′inin teknik destek hatlarını aradığı; yüzde 28′inin sorunu kendi başlarına halletmeye çalıştıkları; yüzde 15′inin yakın çevresi ile sorununu çözdüğü; yüzde 2’sinin online yardım aldığı ve yüzde 15′inin ise her hangi bir çözüm bulamadığı raporun, çarpıcı verilerini oluşturdu. Yine araştırmanın sonucuna göre katılanların yüzde 48′i, yaşadıkları teknik zorluklar dolayısıyla yeni teknoloji kullanımında önemli ölçüde cesaretlerini yitirdiklerini beyan ederlerken, yüzde 40′lık bir bölümün ’sorun çözme’ konusunda üretici firma tarafından kendilerine sunulan bilgilerin yeterince ‘kafa karıştırıcı’ olduğunu belirtmeleri dikkati çekti.

Pew’un, 2054 kullanıcı arasında gerçekleştirdiği araştırma, özellikle cep telefonu sorunlarının çözümü ‘en zor’ olarak nitelendirildiğini ve kullanıcıların yüzde 23′ünün sorununu çözemediğini ortaya çıkardı.

Eki 31

Aralarında Microsoft, Google ve Yahoo’nun olduğu internet devleri, özellikle Çin’de, devletin uyguladığı göz yumdukları ve hatta kimi zaman uygulamalara sessiz kaldıkları gerekçesiyle ağır eleştirilere hedef oluyorlardı. Yapılan anlaşmaya göre şirketler, özellikle konuşma özgürlüğünün ciddi baskılar altında olduğu ülkelerde devlet otoriteleriyle paylaştıkları verileri sınırlandırabilecekler.
Yıllardan beri ağır eleştirilerin hedefinde bulunan dünyanın üç dev teknoloji şirketi, bireyleri, devletlerin insan hakları ihlallerine karşı daha fazla koruyacaklarına ’söz veren’ bir anlaşmayı imzaladılar.

Aralarında Microsoft, Google ve Yahoo’nun olduğu internet devleri, özellikle Çin’de, devletin uyguladığı göz yumdukları ve hatta kimi zaman uygulamalara sessiz kaldıkları gerekçesiyle ağır eleştirilere hedef oluyorlardı. Yapılan anlaşmaya göre şirketler, özellikle konuşma özgürlüğünün ciddi baskılar altında olduğu ülkelerde devlet otoriteleriyle paylaştıkları verileri sınırlandırabilecekler.

Teknoloji devlerinin imzaladıkları anlaşmanın, yıllardan beri yaşanan olayların tanınması anlamına geldiğini belirten, “Önce İnsan Hakları” kuruluşundan Mike Posner, bunun çok önemli bir adım olduğunu söyledi. İnsan hakları örgütleri ile sosyal platformların üyelerinin soruna beraberce bir cevap vermelerinin gerektiğini ifade eden Posner, hükümetlerin, ‘başlarına buyruk’ hareket etmelerinin önlenmesi gerektiğini söyledi.

İnisiyatif, ‘gizlilik’ konusunun bir insan hakkı olduğunu ve insan haysiyetinin bir garantisi anlamına geldiğini ifade ediyor. İnisiyatif, benzer şekilde hükümetlerin ifade özgürlüğünün kısıtlanması ve gizlilik konularındaki ‘beklentilerine’ şirketlerin karşı çıkacaklarını duyuruyor. İnisiyatife göre şirketler, her hangi bir ticari anlaşma öncesinde o ülkedeki insan hakları konusundaki hassasiyetleri değerlendirecek ve ona göre anlaşmayı tamamlayacaklar.

Sosyal ağlarda ve elektronik ortamlarda bireylere yapılan haksızlıklara karşı takındığı tavırla adı ön plana çıkan Elektronik Sınır Vakfı(EFF)’nın üyesi Danny O’Brien, açıklanan kurallar bütününün çok fazla bir yaptırımının olmayabileceğini ancak, en azından daha ‘şeffaf’ bir dünya oluşumuna katkı sağlayacağını söyledi.

Google’ın, Küresel Politikaları Direktörü Andrew McLaughlin, böyle bir girişime katılmalarında, sadece bir şirket yerine birden fazla şirketin ortak hareket etmesinin çok daha etkili olacağına inanmalarının büyük payı bulunduğunu söylerken, Yahoo’nun CEO’su Jerry Yang, şirketinin, bilgiye ulaşmayı kolaylaştırmanın insanlığı zenginleştirdiğine inanan bir anlayış üzerine inşa edildiğine dikkati çekti.

Sosyal sorumluluk yatırımları yapan Domini Social Investments’in Direktörü Adam Kanzer, teknoloji şirketlerinin oluşturduğu inisiyatifin doğru bir adım olduğunu ve aynı zamanda iş yapış tekniği açısından da iyi bir örnek teşkil ettiğini söyledi. İnternet endüstrisinin, dünyadaki baskıcı rejimler tarafından bir şekilde ‘kapana kıstırılması’ durumunda iş konusunun gündemde öncelikli hale gelebildiğine işaret eden Kanzer, ifade özgürlüğü ve kişisel gizlilik konularının artan oranda teknoloji şirketlerinin merkezinde yer almaya başladığını söyledi.

Şirketlerin, her geçen gün daha geniş özgürlükler barındıran ve güvenli erişim olanağı sunan bir internete ihtiyaç duyduklarını belirten Kanzer, insanların buna inanmamalarının iş dünyası açısından olumsuz sonuçlanabileceğini ifade etti. Öte yandan, Dünya İnsan Hakları Organizasyonu Direktörü Morton Sklar, 2 yıldan beri sürdürdükleri çalışmalar neticesinde elde edilenin çok küçük bir gelişme olduğunu ve ifade edilenlerin uygulanılacağı anlamına gelmediğini söyledi.

Teknoloji devlerinin, gerçekleştirdikleri anlaşmanın Çin’de faaliyet gösteren internet şirketleri tarafından destek göreceği sanılıyor.

Eki 31

ABD’de, deprem bilimcileri, yer hareketlerini daha iyi takip edebilmek amacıyla sıradan vatandaşlardan yardım istiyor. Nasıl mı? Dizüstü bilgisayarlarına küçük donanımlar yerleştirerek ya da gönüllü olanların evlerine deprem sensörleri yerleştirerek. Ülkemizde de böyle bir proje yapılamaz mı?
Bu haberin tam da deprem kuşağında yer alan ülkemizi çok yakından ilgilendirdiğini düşünüyorum. ABD’de, deprem bilimcileri, yer hareketlerini daha iyi takip edebilmek amacıyla sıradan vatandaşlardan yardım istiyor. Nasıl mı? Dizüstü bilgisayarlarına küçük donanımlar yerleştirerek ya da gönüllü olanların evlerine deprem sensörleri yerleştirerek.

ABD’nin, deprem riskini en fazla hisseden Kaliforniya eyaletinde bulunan, Güney Kaliforniya Üniversitesi Deprem Merkezi araştırmacılarından Tom Jordan, sıradan vatandaşların sarsıntılarla ilgili irili-ufaklı da olsa veriler sağlamalarının gelecekte olabilecek yer sarsıntılarının önceden tespit edilebilmelerinde büyük rol oynayabileceğini söyledi.

Sıradan vatandaşların da dahil edildiği araştırmaların merkez üssünü Kaliforniya oluşturuyor. Zira, sadece güney kaliforniye’da bir yılda 10 binden fazla yer sarsıntısı kaydediliyor. Bunların büyük bir bölümünü insanların hissedemediği küçük ölçekli sarsıntılar olduğunu belirtmekte fayda var. Uzmanların, “Sarsıntı Yakalayıcı Ağ” olarak adlandırdığı çalışmanın başlangıcı 2008 yılı başına uzanıyor. Tüm dünyadan 300′e yakın gönüllünün iştirak ettiği projeye 50 Kaliforniyalı da katkı sağlıyor.

‘Accelerometer’ olarak adlandırılan bir alıcı ile ölçümleri gerçekleştiren merkez, her hangi bir ani hareketi anlık olarak kaydediyor. Bilgisayar sisteminin her hangi bir şekilde devreden çıkması durumunda hard drive gereken yedeklemeyi yaparak bilgilerin korunmasını sağlıyor. Gönüllüler, bilgisayarlar arası bağlantıyı sağlayan ve verileri merkeze aktaran yazılımı internetten indirebiliyorlar.

Araştırmacılar, gönüllülerin dizüstü bilgisayarlarının o civardan geçen her hangi bir kamyonun neden olduğu bir titreşimi kaydetmesi ihtimaline karşı merkeze akan verileri titizlikle inceleyerek sınıflandırıyorlar. Farklı bilgisayarlardan eş zamanlı olarak gelen titreşim sağlamada kullanılan bir diğer yöntemi oluşturuyor. Stanford Üniversitesi ve UC Riverside tarafından ortak idare edilen bilgisayar ağı, daha önceden kurulu bulunan toplam 800 sabit istasyon aracılığıyla sismik titreşimleri kaydetmeyi sürdürüyor.

Uzmanlar, proje kapsamında kullanılan sensör sayısının artırılmasının, yapılan sismik değerlendirmelerin doğruluk oranını aynı nisbette artırdığına dikkat çekiyorlar.